bir ülkeyi güzel yapan detaylar

o ülkeyi muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmış, aklı vicdanı hür bireyler yetişmesine vesile olmuş ve o bireylerin barış içerisinde yaşamasını sağlamış detaylardır. herkes kendince örnekler verebilir ve bu örnekler kişiden kişiye değişebildiği gibi ülkeden ülkeye de değişebilir.

şahsi fikrim: polis görme sıklığının az olması ve trafikteki işleyişin kusursuzluğu.
sıcakkanlı, mutlu, eğlenmeyi bilen insanlar barındırıyor olması.
selamdır evet bildiğimiz selam. ki çok zor değildir.
karadağ'da mecbur kaldık ve kotorda geceyi dışarda geçirdik. Haliyle hava çok soğuktu. Saatler ilerledi ilerledi. En son hava aydınlanmaya yakın kaleye çıkalım dedik arkadaşla. Çıktık filan manzara çok güzeldi tabiki. Bu arada güneşte doğdu. Biz de artık yavaş yavaş inelim dedik. İnerken insanlar sabah sporu olarak kaleye çıkıyorlarmış. İstisnasız herkes bize selam verdi ve günaydın dedi. Bu bizi nedense çok mutlu etti. Artık öyle alıştık ki önce ben atılmaya başladım selam vermede. Gecenin tüm soğukluğu sıcak bir gülümseme ve tatlı bir selamla buhar olup uçmuştu. Neyse efenim işte böyle.
Karadağ ya da montenegro her neysen seviliyorsun ve tekrar geleceğim.
Dipnot: Bizde turistlere selam verelim öcü gibi bakmayalım ki bizi iyi ansınlar
tek kelime ile bence düzen.
bir de insanların davranışları. bir yeri insanlar güzel ya da çirkin yapar.

edit: vizontele'den bir replikle daha iyi anlaşılabilir.

"insan memleketini niye sever ?
başka çaresi yoktur da ondan.
ama biz biliriz ki bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı;
orayı sevmektir.
burayı seversen
burası dünyanın en güzel yeridir.
ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen
orası dünyanın en güzel yeri değildir!"
sokakta gördüğünüz insanların yüzlerindeki tebessüm.
bir ülkede refah seviyesi yüksek, halk özgür, suç oranı düşük, kadın ölümleri az, çocuk istismarı yoksa o ülkeye güzel diyebilirim. türkiye üzerinde düşünelim bunları; refahtan söz etmek mümkün değil; halk özgür değil baskı altında, gazeteciler tutuklu; suç oranı öyle yüksek ki daha fazla cezaevi yapılıyor mevcut olanların kapasitesi artırılıyor; kadın ölümleri o kadar sıradan ki gündemde kalmıyor, mahkemelerce suçluya ivedi hüküm verilerek bir an önce gündemden düşmesi amaçlanıyor; çocuk istismarı, pedofili, çocuğun nitelikli istismarı ve ensest alabildiğince fazla ki bunu çocuk izlem merkezleri, psikiyatri hekimleri ve adli tabipler çok net biliyor. türkiye'de yürütemedik bu kriterleri, olmadı. yine de yaşıyoruz, başka seçeneğimiz olmadığı için, doğduğumuz toprakları, bu topraklarda ezilen halkı bırakıp gitmemek için, hiçbir avrupa ülkesinin bizi vatandaş olarak kabul etmeyeceği için, bir yerlerde patlayan bombalar bize ulaşana kadar şansa yaşıyoruz sadece.
dertsiz tasasız insanlarıdır benim için. başlığı gördüğümde ilk aklıma gelen şey şu anımdı; doğum günüm için budapeşte'ye gitmiştik, o gün biraz daha özel olduğu için koşuşturmak yerine biramızı alıp margaret island'da çimlerde uzanıp, orada yaşamanın hayallerini kurup kendimize paralel evrende bir hayat kuruyorduk, saat akşam 5 civarıydı (haftaiçi). biraz uzağımızda (tabi muasırdaki parklar bahçeler bizim caddebostan gibi olmuyor malum bolluk, benim uzak dediğimiz mesafe adamların en yakın mesafesi) iki ağaca bir ip bağlamış anne, baba ve kız çocukları bu ipin üzerinde yürümeye çalışıyor, güle oynaya inanılmaz vakit geçiriyorlardı. ipin üzerinde yürümek dünyanın en zor şeyi bu arada, benim adam da iki kere izin isteyip denedi daha ipin üzerine çıkamadı, adamlar cayır cayır yürüyor be sözlük. birden kendimizi düşündük, ben işten akşam 7'de çıkıyorum (o da yoğun değilsem), istanbul trafiğinde eve 8'de varıyorum, yemek yapıp yiyelim desek saat 9 oluyor, çocuğum olsa nasıl çocukla vakit geçireceğiz? haftaiçi saat 5'te anne, baba ve çocuğu nasıl parkta oyun oynayabilir? bir ülkeyi güzel yapan detay işte budur benim için.
Yaya yoluna adım attığınızda araçların durarak geçmenizi beklemeleri
biraz radikal bir düşünce olacak ama, yıllık ortalama gelir. insan ne kadar kendine yetebiliyorsa, kafası o kadar rahat olur, o kadar az şeye stres yapar. ne kadar az stresliyse, dışarıdaki etkenlere karşı o kadar anlayışlıdır. ikincisi de zaman, ne kadar zamanı varsa, o kadar dinlenip veya gezip veya kafasını ne rahatlatıyorsa, kendini ne iyi hissettiriyorsa onu yapmasıdır.

ülkeyle ne mi alakası var? ülkeyi ülke yapan insanlarıdır. aylık 45 saatlik çalışma, maddi yetersizlik yüzünden ek iş peşinde koşmak, aysonu kirayı denkleştirmek, insanı depresyona sokar. birşey yapmak istemez, gergin olur, birşey öğrenmeye niyeti olmaz. ülkenin %70i bu hale gelince de, kültür negatif etkilenir.

ülkeyi güzel yapan detaylar, sabah birisinin metroda size gülümsemesi, yemeğini paylaşması, mimariye veya sanata hayranlıkla bakan insanlarıdır. elimizden geldiğince böyle olmaya çalışalım, umarım bulaşıcı olur diğer insanlara da.