sobalı evde geçen çocukluk

futbolcu kartlarını tamamlayamamış, magnum yemek hayaliyle büyümüş çocuk edebiyatı yapar. tribunsel hayatlar, ultras takılır.

kar yağması demek sobaya kıçını dayayarak uyumaktan başka bişey ifade etmez.
aklıma canlandı birden.. sobada yanan odunun çıtırtısı oda sessiz yer yatagı acılmıs üstümüzde 1 tonluk anane battaniyesi, sobanın üstünde kurumak için asılmıs elbiselerin odaya kattıgı nem.. yataktan kalkıp tuvalete gitsen donarsın ama geri dönünce o sıcacık odaya ve yataga giriş anı.. işte o mükemmel an cips paketini yoklamadan cıkan tasoyu görmek kadar muhteşemdir
sobanın üzerine tükürüp cazırtıyla birlikte kayboluşunu izlemek aynı zamanda.
gece yatarken soba ateşinin tavanda oluşturduğu gölgelerden hayali şekiller kurarak uykuya daldığım yıllar..
güğüm demektir. mandalina ve portakal kabuğu demektir kestane demektir.
bir gün o sobayı yakan ihtiyar gittiğinde küçücük elinizle yakmaya çalışıp başaramadığınızda saatlerce başında ağlayarak hayatın kaç bucak olduğunu gördüğünüz demir yığını.
hâlâ sobalı bir evimiz var.
çok şükür ki hâlâ çekirdek ailemin üyeleri, aynı odada oturup, aynı sobanın etrafında ısınmaya çalışıyor. hâlâ üzerinde kestane pişiriyor, portakal ve mandalina kabuklarını dizip doğal bir oda parfümü yapıyoruz.
Eğer sobalı bir yere misafirliğe gitmişseniz en az bir kere o giydiğiniz çorabı yakacaksiniz